Paskalya’ya Hazırlık Devresi – 3. Pazar Günü – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma Çık 3, 1-8. 13-15 Mezmur 102 2.Oku 1Kor. 10, 1-6. 10-12 İncil Lk. 13, 1-9

Kötü haberler İsa’yı korkutmamaktadırlar. O, dünyada acı çektiren birçok olayın meydana geldiğini biliyordu, olaylar ki bizi korkutuyor ve yüreğimizde soruların doğmasına sebep oluyor. Birçok kere ölüm korkusu ve günahımız içimizde öyle sorular doğuruyor ki, bunlara cevap vermek için insanları, bazen da Allah’ın Kedisini bile yargılayarak denenmekteyiz. Niçin bu afetler? Bunlar ceza mı? Kim bunları hak etti? Allah nasıl bu kadar adaletsiz ki, suçsuz çocukların acı çekmesine izin veriyor? Allah niçin kötüleri ve şiddet kullananları durdurmuyor? 

Bu sorular ve cevaplar insana huzur vermeyen başka sorulara sebep oluyor. Pilatus Yeruşalimdeki tapınakta kurban sunan bazı insanları öldürttü: Allah böyle ölmelerine izin vermesi için kim bilir onları hangi suçları için cezalandırdı! Onlar Celileli idi, sapkındılar! İsa, aynı soruyu kulenin altında kalıp ölenler için de yaptı, onlar sapkın değil, Yahudiler, hatta kutsal Yeruşalim’in sakinleri idiler! Bu sorular geçmişe bakmaya alışık olduğumuz için aklımıza da gelmektedirler: Geçmiş, bildiğimizi zannettiğimiz tek gerçektir! Ama Allah bize saklı olanı da bilmekte, geleceği de bilmekte: İsa bunu biliyor bunun için sadece O’nunla birlikte yaşamadığımızda başımıza gelebileceği göz önünde tutarak cevap vermekte. Biz başkalarını yargılayamayız, sadece onlara karşı vermek istediğimiz yargıyı kendimiz hak etmemeye dikkat etmeliyiz.

Tövbe etmezseniz, hepiniz aynı şekilde öleceksiniz”. Alışık olduğumuz şekilde, zevk verici olanı ve içgüdülerimizi izleyerek, yaşamaya devam edersek, yaşamımızın sonu da bir ceza, bir felaket olacaktır. Öldürülenlerin ölümü ve yıkıntıların altında kalanların ölümü bizim için bir uyarıdır. Biz onların yaşamını yargılamıyoruz, ama bizimkine dikkat ederiz. 

Tövbe etmezseniz…”: bizim yaşam değiştirme şansımız var! İsa’yı kabul edebiliriz ve her şey değişiyor: yaşam, ölüm anı dahil yeni bir hedef, yeni bir anlam kazanacak. İsa’yı kabul etmekle yaşamımız Allah’a şan verecek, O sevinecek çünkü acı çeken ve acı çektiren insanların kurtuluşunun planı için işbirliği yapacağız. 

Yanan çalılıktan gelen ses aracılığıyla gerçekleşmiş Musa’nın çağrısı İsa’nın gelişi ve varlığının amacını sezmemizi sağlamaktadır: Musa’nın halkı kölelik acısından nasıl kurtarması gerekiyor idiyse, İsa da aynen hepimizi insanlığı ezen günahın köleliğinden ve acısından kurtaracaktır. Ve de Musa’nın yardımcılara ihtiyacı olduğu gibi, aynen İsa da yardımcılar istemekte. Bunun için bizler sadece kurtuluşu, sevinci, yeni yaşamı kabul ederek kalmayıp, kendimizi Rabbin hizmetine sunmaktayız. O’nun iyiliğimizi ve mutluluğumuzu istediğini, bizi sevdiğini ve Kendi sevgisine katılmaya çağırarak, yaşam doluluğuna erişmemizi sağladığını hatırlayarak çağrılarına cevap vermeye hazırlanalım.

Allah halkının tarihinde tüm yaptıklarının amacı bize İsa’nın kim olduğunu belirtmektir. Geçmişin olaylarını bu şekilde okumalıyız: bulut, deniz, man, içinden su çıkan kaya sadece ölen ve dirilen İsa’nın ışığında anlaşılır olmaktadır. 

Biz daima zayıfız ve O’na ihtiyacımız vardır: bunun için O’na daima bağlı kalalım yoksa boşluğa düşeriz. Havari şöyle diyor: “Ayakta kalabileceğini zanneden, düşmemeye çalışsın”. Eğer ayakta kalırsak, yani imanda canlı olursak, imanımız çok kişi için yaşam ve sevinç kaynağı olacaktır: ‘yaprakların’, yani birçok boş şeyin arasında kendi mutluluğunu arayanlar, bizim İsa’ya bağlı olmamızın doğurduğu tatlı gıdayı, ‘meyveyi’ bulacaklardır!

Bu Jübile Yılında tövbe etmemiz daimi ve sabit olacaktır: İsa ile ve İsa için yaşayacağız öyle ki içimizde O’nun Kendisi mevcut olsun ve hayatımızı Kendisini gösterip onu maddeciliğin kaybolma tehlikesinde olan kardeşleri kurtarmak için kullanabilsin.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi 2. Pazar Günü C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.Okuma Yar. 15, 5-12. 17-18 Mezmur 26 2.Okuma Filip. 3, 17-4,1 İncil Lk. 9, 28-36

Bugünkü okumalar, İbrahim’in tecrübesiyle İsa’nın üç havarisinin dağdaki tecrübesini birlikte bize verir. İbrahim Allah’ın nezdinde bulunmanın tecrübesini yaşar ve O’ndan çok kalabalık bir nesle sahip olacağı müjdesini alır, sonra bazı hayvanları kurban ederek O’nunla bir antlaşma yapar.

Üç havari de İsa’nın duası esnasında Allah’ın varlığını tecrübe ederler: bunlar ilahi vaatler değil, ama öğretmenleri İsa’da Baba’nın insanlık için kurtuluş ve sevgi planlarının gerçekleştiğini anlarlar. Bu plan Rabbin yaşamını sunarak kurban olmasıyla gerçekleşecektir. Bu İsa, Musa ve İlyas’ın konuşmasının konusudur!

İsa dağa çıktı, Musa’nın Sina dağına, İlyas’ın Horev dağına çıktığı gibi. “Dua etmek için”, yani Baba ile karşılaşmak için oraya çıktı. Duası gerçek, yani Baba’nın sevgisine ve sevginin isteğine gerçek bir dalmadır, bunun için gerçek, sevinç ve güzellik göstergesi olarak yüzü ve kıyafetleri bile aydınlanıyor. Gerçekten de Allah’ın isteğine giren O’nunla bir bütün olmaktadır. Sadece Oğul, Baba’nın isteğini tam olarak aynı sevgisiyle kabul edebilir böylece tam ve mükemmel olarak onu gerçekleştirmektedir. 

Transfiguration of Christ - Bellini

Havarileri örten ışıklı buluttan çıkan ses, onlara uykuda ulaşıp yaşamakta oldukları gizemin, onlara anlayışını sağlamatadır. İsa; Allah tarafından Oğlu olarak, dolayısıyla tüm halklar için kral olarak – ikinci Mezmur’da okuduğumuz gibi -, ilan ediliyor. Krallık kimliği, dünyaya Baba’nın ilahiliğini görünür ve somut şekilde getiren Mesih’e özgüdür! O aynı zamanda babasıyla dağa çıkan ve kendisinin kurban edilmesi için odununu taşıyan İbrahim’in oğlu gibi “en sevgili” Oğuldur. İbrahim’in oğlunun yerine bir koç kurban edilebildi, çünkü o Allah’ın Oğlunun sadece görüntüsü idi; İsa’nın yerini ise hiçbir şey ve hiç kimse alamaz: O kendi bedenini ve kendi kanını vermek için kendini sunuyor, bu Allah’ın yaratıklarını sevmek için gerçekleştireceği kurtuluşun tek kurbandır.

İsa’nın yanına üç havarisini almış olması bizlerin O’nun duasına ve şanına, ayrıca sunuşuna ve haçına katılmamızı istediğini göstermekte. Yanına sadece üç havari almış olması da, Kilise’de herkese ayrı vazifeler ve roller düşündüğünü de belirtmekte. Tüm Kilise Baba’nın sevgisinden faydalanmakta ve İsa’nın sunuşunu paylaşmakta fakat herkes Kilise’de kendi çağrısına göre görevini yürütmekte. Kilise’de de her birey kendi kişiliğiyle, farklı şekilde İsa’nın giysilerini ve çehresini parlak gösteren ışığı yansıtmakta.

Bunun içindir ki havari Pavlus imanlılara şunu yazarken kendisini ve diğer Hristiyanların davranışlarını örnek olarak göstermiş: “Kardeşlerim, hep birlikte beni örnek alın ve size bıraktığımız örneğe göre yaşayanlara dikkatle bakın”.

Keşke hepimiz aynı şeyi söyleyebilsek! Gerçeten böyle diyebilmemiz gerekir. Daima yüreğimizde İsa’nın duasıyla yaşamamız gerekirdi: o zaman ışığı üzerimizde de parlayacaktı. Yüreğimizde İsa’nın duası ile devamlı olarak yaşamak, kendimizi Baba’ya sunma ve O’ndan kurban olarak kabul edilme kararlı isteğini beslemektir. 

Duada yaşadığımız zamanlar İsa’nın ışığı yüzümüzü aydınlatıp kardeşlerimize karşı sevimli kılacaktır. Dua bizim için Allah ile karşılaştığımız dağdır: biz kendimizi sunuyoruz ve O bizi değiştirerek, bizi O’nun varlığını tanımaya ve tatmaya daima ihtiyacı olan dünya için bir armağana çeviriyor. Baba bizden sevgili Oğlu İsa’yı daima dinlememizi istiyor bunun için buluttan gizemli sesini yankılatıyor: “O’nu dinleyin!”.

İsa’nın sözleri duada olduğumuz ve Baba’ya ait olmak istediğimiz zamanlar bize ulaşacaklar! O zaman o sözler bizleri gerçekten itaatlı kılacaktır, o kadar ki bizler itaatli olan İshak’a ve gerçek her kurban ateşi gibi kutsal ve ışıklı Allah’ın Oğlu olan O’na benzereceğiz. 

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Paskalya’ya Hazırlık Devresi – 1. Pazar Günü – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1. Okuma: Yas Tekr 26,4-10 Mezmur: 90 2.Okuma: Rom 10,8-13 İncil Lk 4,1-13

“Her kim Rabbin adını yardıma çağırsa, kurtulacaktır”: Bu sözlerle havari Pavlus ümidimizi canlı tutuyor ve huzurumuzu koruyor. 

Rabbin adını yardıma çağırmak” ne demek? Bu; bekleyişimizi insanlara, önemli kişilere veya dünyevi şeylere, kendi becerilerimize de bağlamamaktır. Rabbin adına yalvarmak, geleceğimizin garantörü olarak, en derin arzularımızın amacı olarak sadece O’nu aramaktır. Bundan önce aziz Pavlus şöyle yazıyordu: “İnsan yürekten iman etmekle aklanır, imanını ağzıyla açıklamakla da kurtulur.

Kurtuluş, armağan ve lütuftur: Armağan olması otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Kurtuluş herkes için değil, ama iman eden ve imanını belirten herkes içindir. İman etmek, yürekte İsa vasıtasıyla tanıdığımız Baba’ya güvenmektir. İman eden, dolayısıyla yaşamını Baba’ya teslim etmek için İsa’ya tam güven veren “aklanır” yani doğru yerde, Baba Allah için evladın yerinde bulunur. Yüreğinde imanı saklı tutan kişi evet, aklanır, fakat dünyevi ayartmalardan uzak, insani zayıflıklardan, düşmanın etkilerinden muaf değildir. 

Bunun için havari bize bir adım daha önermekte. Kurtuluşu tatmak için bulunduğumuz durumu, Rab’bimizden utanmadan, belirtmemiz gerekiyor: “İmanını ağzıyla açıklamakla kurtulur”. İmanımızı kalabalıkta belirttiğimizde kendimiz daha güçlü, ayartmalardan daha korunmuş oluruz ve ayrıca İsa’nın bizden utanmamasını, Baba’nın önünde bizim için tanıklık yapmasını sağlarız. Gerçekten İsa şöyle dedi: “Kim insanların önünde beni tanırsa, ben de onu Göklerdeki Baba’mın önünde tanıyacağım”! Kurtuluşun gerçekten çifte bir gelişmesi de vardır: göklerde ve yeryüzünde!

Bugünkü İncil denenmelerden kurtulmaktan bahsediyor: İsa açıklıkla Allah’ın Sözünü hatırlatıyor ve böylece şeytan O’ndan uzaklaşıyor. Şeytan; İsa’nın, Söze kararlı uyması ile Baba’ya itaati sayesinde gösterdiği alçakgönüllülüğüne dayanamıyor. Elbette bu Sözler Allah’ın Oğlu olan Kendisinden çok daha önemsiz kişiler tarafından yazıldı, ama O, yine de kıskançlık veya üstünlük hissetmeden o sözleri kabul ediyor. 

Denenmeler anlatımında şu göze çarpar: İsa alçakgönüllüdür! Tersine ayartıcı Şeytanın kendi öz kibiri göze çarpar, bu kibir şeytanı asiliğe iter. Asilik, ”Sen kendin yap!” diyen sözlerde saklanır. “Allah’ın Oğlu isen… kendin karar ver!. İsa ise şöyle cevap veriyor gibidir: Oğul isem, karar vermeyi Baba’ya bırakıyorum, O’na, O’nun kesin ve ekmekten daha besleyici Sözüne güveniyorum. İsa; bu dünyada hacı ve yabancı olan, kendini verdiği sözü tutan, hayal kırıklığına uğratmayan Allah’a emanet eden, İbrahim’in kat ettiği yola devam eder ve mükemmelleştirir.

Bizler daima çok uyanık olacağız, çünkü ayartıcı en kutsal yerlerde bile var olabilmekte. Gerçekten de o, çölde İsa’yı mabedin en güzel yerine götürdü. Sevginin kutsal emrini de kullanabilir: çölde sevginin Allah’ının Oğlu olan İsa’ya insaların arasında kralın yerini almayı önerdi. İsa ise insanları insani yöntemleri kullanarak değil, Baba’ya itaat ederek sevecek. Ve Baba’nın isteyeceği zamanda, Kendisine Ondan verilecek otorite ile, insanları haçta sevecektir.

Bizler Rabbimiz İsa’nın adına yalvaracağız ve bizi günaha teşvik eden ayırtıcı bizden uzaklaşacaktır. İsa’ya olan imanımızı belirtelim: o zaman kurtuluşu tatmaya başlayacağız da! 

İlk okumadan duyduğumuz gibi imanımız, bizim en değerli olanımızı Allah’a sunduğumuzda açığa gelir. O’na bağışlayabileceğimiz en değerli hazine hangisidir? Kesinlikle hayatımız, yüreğimiz, içimizde sakladığımız en derin istek! Bu zenginlikleri Baba’ya sunmaya, tapınma denilir: Allah’ın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et”’. İnsanın ayırtıcısı, Allah’ın yerinde kendisi tapınılmayı ister ve Allah’ın önünde ayaklarına kapanmamıza dayanmaz. Bunun için bizler bunu sık sık yapacağız öyle ki şeytan yorulup bizden uzakta kalsın.

Biz, İsa gibi, Allah’ın evlatlarıyız bunun için Baba’mızın ve Rab’bimiz Mesih İsa’nın dışında hiç kimseye dikkatimizi vermek istemiyoruz. O’nunla birlikte daima galip olacağız, çünkü O’ndan alçakgönüllülüğü ve Baba’ya güven ile teslim olmayı öğreneceğiz.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre – 8. Pazar Günü – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma Sirak 27,4-7 Mezmur 91 

İkinci Okuma 1Kor. 15,54-58 İncil Lk. 6,39-45

Birinci okumanın sözleri kolay ve inandırıcıdır. Yazar ayartmaya karşı bize yardım etmek için anlaşılır örnekler kullanmaktadır. İşte o şöyle başlamaktadır: Kalburu çalkalayınca geriye çerçöp kalır, aynı biçimde bir insan konuşunca kusurları belli olur”. İçimizdeki ve çevremizdeki her şey Rab’den gelmiyor. Gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri Rab’bin Sözünün ışığında ayırt etmeliyiz. Yoksa aldatmaya ve denenmeye düşebiliriz. Şu da söylenmektedir: Bir insanı konuşmadan övme, çünkü onu sınayacak olan sözleridir”.

İsa da benzer örnekleri alıp onları öğrencileri için kullanıyor: Bir kör başka bir köre rehberlik yapar, hiç görmeyen biri küçük kusurlu gören başkasını düzeltmek ister, bir kötü adam iyiliği öğretmek ister.

Kim kördür? Allah’ı görmeyen, İsa’yı Allah’ın Oğlu olarak tanımayan, Rab’bin okulunda öğrenmediğinden Rab’bin isteğini anlamayan kördür.

İsa’nın öğrencisi, Öğretmeninin okulunda hazırlanmış olanın yardımını aramalıdır. Öğretmek için, öğretme isteği yetmez, önce hazırlanmak lazım. Bütün öğretenleri dinleme! Dikkat et! İsa’nın okulundan bir insanın gelip gelmediğini ayırdet!

Pieter Bruegel the Elder (1568)

Doğru bir biçimde yani Peder’in gözleriyle, O’nun görüp, istediği gibi olayları görmek için hepimizde engeller var. Kendi gözlerinde bir çöp var olduğundan bir kardeşimiz ağlarsa, ona yardım etmek ilahi bir eylemdir. Fakat ilk önce kendimizde engeller var olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Kendi kendimize: “Acaba bende Allah’ın Sözünün bilgisizliği, önyargılar, üstünlük duyguları, kızgınlık, gurur mu var?” diye soracağız. Biz de, ihtiyaç duyduğumuzda, sadece Rab’bin okulundan gelenden, orada olgunlaşandan, alçakgönüllü olandan, İncil’den öğrenenden ve bizi İncil’i yaşamaya götürmek isteyen kişilerden yardım dileceğiz.

İyi ve kötü insanlar, yani İsa’ya bizi yaklaştıran ve O’ndan bizi uzaklaştıran insanlar var. Hangileri bize gerçekten yardım edecekler? Hangilerini dinleyeceğiz? Kesinlikle İsa’nın yanında olanları ve bizi O’na yaklaştırmaya yetenekli olanları. Onların sözü bizim için de gerçek bir yardım olacaktır. Rab’den uzak olan kişi ise bize kurtuluşu veremez. Çünkü Peder’in verdiği tek Kurtarıcı İsa’dır. Böylece ayırdedersek, dış görünüşler bizi aldatamayacak. 

İyi meyve yalnız iyi insanlardan gelir. Ve iyi insanlar İsa’ya ait olanlar ve O’nun öğrettiği gibi yaşayanlardır. Biz de başkalarına yardım etmeden önce İsa’ya imanımızı güçlendireceğiz ve O’nun Sözünde kendi kendimizi eğiteceğiz.

Aziz Pavlus başka iyi bir düşünceyi bize vermektedir: Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır. Allah’a şükürler olsun! Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığıyla bizi zafere ulaştıran O’dur”. Dünyada egemen olan günah daima bir tehlikedir: Bizleri iyi insanlardan kötü insanlara dönüştürmektedir! Günah, Yasa’ya, vani Allah’ın Sözüne itaatsizlikten gelir ve meyve olarak ruhani ölümü, yani Baba’dan ve İsa’dan uzaklığı getir. Onu nasıl aşabiliriz, onu nasıl yenebiliriz, ondan nasıl hür olabiliriz? Sadece günaha düşmemeye dikkat etmekle yetinmeyeceğiz, devamlı olarak Rab’bimizi ve Öğretmen’imizi kabul etmeye çalışacağız. O, ölümden dirildi bunun için ölümden bile korkmayacağız. Günahın meyvesi olan ölüm, İsa’nın dirilişiyle zararsız kılındı. Bu yüzden zor olsa da- zaten bu tür bir zorluk daima yararlı olacaktır- dirilmiş İsa’da sarsılmadan kalacağız! Alleluya!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 7. Pazar Günü C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma 1Sam 26,2.7-9.12-13.22-23 Mezmur 102 

İkinci Okuma 1Kor. 15,45-49 İncil Lk. 6,27-38

Kral Saul’un Davud’a karşı olan düşmanlığı, açıklanamaz bir kıskançlıktan kaynaklanıyordu ve gerçekten kötü bir duruma gelmişti. Bu durumda Saul’un danışmanları bile onun düşmanlığını kabul etmeleri gerekiyordu, yoksa krallarının öfkesine maruz kalabilirlerdi.

Davud, kralı için dev Golyat ile savaşarak yaşamını tehlikeye atmıştı, arp ile müzik yaparak Saul’u kötü bir ruhtan kurtarmıştı. Buna rağmen hep tehlikede olduğunun bilincindeydi. 

Bugünkü Samuel’in kitabından okuduğumuz olay bizi hayrete düşürmekte. Davud, Saul’e karşı kin beslemiyor ve onun gösterdiği tehlikeli minnettarsızlık için gücenmiyor. Kendini koruma ve öç alma imkanı olmasına rağmen yapmıyor. İmanı kendi doğal duygularından güçlüdür. İman onu yöneltiyor: Sabit, emin bir iman. Davut, imanından, yani güvenini kurduğu o Allah’tan, emin olmayı almaktadır.

O, düşmanı olan krala saygı duyuyor ve onu koruyor, çünkü kötülüğe kapılmasına rağmen o, Allah’ın kutsadığı biridir. Bu sebepten Davut onu yaralamak veya incitmek istemiyor, hatta kralın düşmanlığının yersiz olduğunu anlamasına yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor. 

Bu sayfayı okumak çoğumuza faydalı: Onu sık sık gözümüzün önünde tutmak bize iyi gelecekti; İsa’nın eğitimini kabul etmemize hazırlamaktadır.

İyilik yapın, kutsayın, dua edin!”. Bunlar kutsal sözler, tüm iyi insanlardan beklediğimiz tavsiyeler. Ama kime iyilik yapalım? Kimi kutsayalım? Kimin için dua edelim? İsa yeni bir yaşam şekli başlatmakta, bu bizi hayrete düşürmekte: O’ndan düşünemediğimiz sözler dinliyoruz. 

Bizden nefret edenlere mi iyilik yapmak? Bizi kötüleyenleri mi kutsamak? Bize kötü davrananlar için mi dua etmek? Kötülüğe iyilikle mi cevap vermek? Bu, konuşmanın özü; bize gelen ve bize acı çektiren kötülüğe karşı sevgi, iyilik ve kutsama ile cevap vermek! Kısaca şöyle deyebiliriz: İnsanların yaptıklarına değil, daima Allah’ın yapmakta olduğuna tepki göstermek; O, daima bizi sevmektedir. Bu sevgiye daima cevap vermeyi becerebilecek miyiz? 

Eğer bize yapılan kötülüğe bakıyorsak, bu mümkün olmaz, hiçbir zaman olmaz. Doğal reaksiyonlarımız başka yöne gider. Rabbimizin işaret ettiklerini takip edebilmemiz için Baba Allah’ın arzularını gözümüzün önünde tutmalıyız. Baba Kendisine acı veren çocuklarını da sever- bunu Kaybolan Oğul Simgesinden bilmekteyiz-. Bize acı çektirenler sadece bize acı çektirmekle kalmıyor, ilk önce Baba’nın yüreğine acı verirler. O, bütün çocuklarının yüreğinden kötülüğü söküp atmak isterdi. 

Kim kötülük yapıyorsa Düşmanın, Kötünün emri altındadır. Söven ve lanetleyen, düşman olan Şeytanı takip etmektedir ve onun tarafından yakalandığı için acı içindedir. O kişinin kurtarılmaya ihtiyacı vardır, kardeşlerinden daha da zarar görmemeli. Ayrıca, kötülük yapan kardeşime kötülükle cevap verme içgüdüsüne değil, Baba’nın onu kurtarmak arzusuna katılırsam, Baba’nın acısını dindiririm.

Aziz Pavlus, bizim sadece Adem’in evlatları olmadığımızı söylediğinde bize yardımcı olmaktadır. Bizler sadece yeryüzü varlıkları değiliz, ama “yaşam veren” yeni Adem’in yaşamına katılmaktayız. Eğer Allah gerçekten içimizde ise bizler de kardeşlerimize yaşam veririz: Günahkar olduklarından dolayı bunların daima yukardan, Baba’dan gelen, bize de bağışlanmış olan saf sevgiye ihtiyaçları vardır. 

O merhametli sevgi ki bizi, tam da O’nun gibi daima ve her zaman sevmemizi sağlayan Allah’ın çocukları olarak, O’na benzer kılar. “Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun!”: Bizler Allah’ın bu arzusunu daima gerçekleştirmeye çalışacağız.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre – 6. Pazar Günü – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma Yer. 17,5-8 Mezmur 1 

İkinci Okuma 1Kor. 15,12.16-20 İncil Lk. 6,17.20-26

İlk okumanın başlangıcı korkutabilir: “İnsana güvenen, ölümlü yaratıklara sığınan ve yüreği Allah’tan uzaklaşan insan lanetlenir”. Lanetlenir, sözcüğünün kullanılabileceğini hiç beklemezdik. Elbette Rabbimiz, bu sözüyle kimseyi lanetlemek istemez ama içimizde özel bir dikkat uyandırmak istemektedir. Kim Allah’a değil, tersine insana güveniyorsa, kendini hayal yoluna ve acı hayal kırıklıkları yoluna yöneltmektedir. Hiçbir insan, yaşadığı müddetçe tamamıyla güvenilir olamaz: Bedensel bir hastalığa kapılabileceği gibi, ayartmalarda da düşebilir. Maalesef bu; tarihte, hatta Kilise tarihinde de birçok defa gerçekleşti. Bunun için bizler ancak ve ancak Rabbimize güvenmeliyiz. Kendimize bile tamamen güvenemeyiz. 

Elbette seçimlerimiz için bazı kişilere danışabiliriz, onların hikmetine güvenebiliriz, ama bunu sadece onların da Allah’ın Sözüne sıkıca bağlı olduklarından dolayı yapmalıyız.

Peygamber şöyle devam eder: “Ne mutlu Rabbe güvenen insana, Rab onun güvencesidir”. Böyle bir insana rastladığımızda sevinebiliriz: O bizim için de Rabbin bir armağanı olacaktır, onu dinleyip yaşamımız için fikir danışabiliriz; fakat bunu, daima Allah’a güvenerek yapacağız. Biz birinin sözüne ve tavsiyesine hep ihtiyaç duyacak şekilde yaratıldık. Birçok kişinin, kimseyi bulamadıklarından çok paralar vererek onları dinlemeleri için psikoloji okumuş kişilere başvurduklarını görürüz. Bunun faydasını görebiliyorlar mı? Bazen evet, yüreklerini açtıkları kişi Rabbe güvenen birisi ise!

Károly Ferenczy (1862–1917)

İsa’nın ağzından çıkan ve bugün duyduğumuz sözler peygamberin öğretisini başka görüntülerle tekrar ediyorlar. Ne mutlu beklentilerini ve ümitlerini zenginliklere değil de, Allah’a bağlayanlara! Aynı zamanda bu dünyanın şeylerinden mahrum olan ve insanların şefkatinden yoksun olanlara da ne mutlu! Kendi mutluluklarını Allah’ın iyiliğine bağlamaktadırlar! Ne mutlu Baba’ya itaat eden ve Oğul’u seven insana: Zulmedilse de alay edilse de mutluluğunu Allah’ın iyiliğine bağlamaktadır! Onun mutluluğu; bir takım şeylerden ve insani şefkatten yoksun olması değil, bu eksik sayesinde olgunlaşan onun Allah’a güvenidir. 

Kim Allah’a devamlılıkla bağlı ise yüreği barış içerisindedir, etrafındakiler için de barış kaynağı olur. Dünya için bir kutsama olur. Dünya, kendilerini Allah’a sunanlar, Allah’ı dinleyenler ve acılarıyla O’na tanıklık edenler sayesinde yaşar. 

Etrafımızı saran ve bizi elde etmek isteyen tüm kötülüğe rağmen, Rabbe güvenmemiz için gücü nerede buluruz? Hristiyan’ın imanında sağlam kalabilmesi için sebepleri nereden kaynaklanır? Bunun cevabını bize Havari Pavlus verir: “Oysa Mesih ölmüş olanların ilk örneği olarak dirilmiştir”. Bu; bizi emin, güçlü, sabit kılan gerçektir. Bu, bizi dünyaya geri getirmek isteyen tüm ayartmalara karşı zaferdir. 

Mesih İsa, ölüme kadar Rabbe güvendi ve tüm ümidini Baba’ya bağladı, O gerçek yoksul, O etrafındakilerin günahlarından dolayı acı çeken zavallı ağlayandır, O, herkes için yaşamını feda etmesine rağmen, herkes tarafından hor görülendir. Evet, O öldü, fakat Baba O’nu ölülerden diriltti: Böylece O bizlere yolunun Allah’ın yolu, yaşam yolu olduğunun ve dirilişin bizi de beklediğinin garantisini verir. Bu eminlik, imanımıza ve Rabbe güvenimize değer ve emniyet verir.

Etrafımızda diriliş gerçeğini yaşayan kişileri arayacağız, onlarla aynı imanı ve ümidi paylaşacağız. Böylece dünyaya hükmeden inançsızlık ve maddiyatçılık bizi etkilemeyecek, yalnızlık ve acıda yardım alabileceğiz.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 5. Pazar Günü C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma Yeş. 6,1-2.3-8 Mezmur 137 II Okuma 1Kor. 15,1-11 İncil Lk. 5,1-11

Rabbim, sevgin ve sadakatin için sana bütün kalbimle şükrederim”! Okuma metinleri arasındaki Mezmur aynen bunu söylemektedir. Gerçekten bugünkü tüm okumalar Rabbin merhametiyle karşılaşmamıza yardım etmektedirler. 

Yeşaya Allah’ın şanını gördüğü için korku içindedir: Ölmekten korkuyor, çünkü günahkar olduğunu ve günahkar bir milletin evladı olduğunu bilmektedir. O, Allah’ın saflığının ve kutsallığının insanın günahı ile uyuşmayacağını biliyor. Ve kendi günahı onu göreve çağıran Allah’a cömertlikle cevap vermesini engellemektedir. 

Bu alçakgönüllü pişmanlık durumunda Allah ona arınma tecrübesini yaşatmaktadır. Bir melek, imansız sözlerle günahın oluşmasına sebep olan dudaklarını, yakıyor. Bu şekilde peygamber bizlerin tek başımıza arınma imkanımız olmadığını anlamaktadır. Daima Allah’ın müdahalesine ihtiyacımız var. Allah da bunu yapıyor! O, kutsallığını kendine saklamıyor, bizim de buna katılmamızı istiyor. Ateşiyle arınınca, insanların ve halkların çok ihtiyaç duyduğu, Sözünü müjdelemek için kendimizi Allah’ın emrine sunabiliriz.

Raphael, The Miraculous Draught of Fishes

Simon’un tecrübesi de aynıdır. O da kendi günahını düşünmemektedir, ama yanındaki İsa’nın varlığının yeryüzünün ve denizlerin Rabbi olan Allah’ın Kendisinin varlığı olduğunu fark edince kendine geliyor, O’ndan çok uzak olduğunu yani günahını tanıyor. 

Petrus bunu nasıl anladı? Bunu itaatli bir iman eylemi aracılığıyla anladı. “Senin sözüne güveniyorum, ağları atacağım”. Petrus bütün gece uğraşmıştı ve hiçbir balık yakalayamamıştı. Sonra İsa’nın öğretisini herkese ulaştırması için kayığını O’nun hizmetine adamıştı, sonunda da O’na güvenerek O’nun garip bir emrine itaat etti: Elbette Petrus’a ağları tekrar atmak zor geldi hem çünkü balık avlanamayacağını bildiği bir saat idi hem de çünkü Nasıralı İsa belki bir gölü daha önce görmemişti. 

Bunu “O’nun Sözüne’ güvendiği için yaptı. Bu, bir yeniliktir. İsa’nın Sözü, insan sözü değildir. İsa’nın Sözü, güvenli bir temeldir, araştırılması gerekmeyen hakikattir, kesindir. 

İsa’nın Sözüne itaat etmenin meyvesi nedir? Balık dolu bir, hatta iki ağ mıdır? Hayır. Söze itaat etmenin meyvesi, Simon’un kendini İsa’nın ayaklarına atması ve kendisinin günahkar olduğunu tanımasıdır. Mucize budur: İnsan; İsa’yı Allah’ın yolladığını tanıyor, O’nun önünde kendini alçaltıyor, günahkar durumunu itiraf ediyor, ayaklarına kapanıp Sözünü bekliyor. 

İşte, İncil’in bu sayfasında karşılaştığımız mucize budur, bugün de Sözün yüreğimizde ve cemaatimizde gerçekleştirdiği mucize, budur. 

Bu mucizenin aynısı Pavlus’un yüreğinde de gerçekleşti: Pavlus İncil için birçok zorluğa katlanmasına rağmen kendini en son, en büyük günahkar olarak tanıdı. Bu şekilde o, kendimizi günahkar kabul etmenin bir felaket değil, tersine Baba’nın merhametini tecrübe etmek için ve İsa’dan Kendisi ile işbirliği yapmak üzere çağrılmak için bir başlangıç noktası oduğunu gösteriyor. 

Pavlus Kilise’ye zulmetti: Her bir günahım Kilise’ye zulmetmektir! Ağzımdan imansız sözler çıkınca, adımlarım Allah’ın bulunduğu yönün tersine gidince, düşüncelerim boş, yüzeysel olduğunda, zamanımı kimsenin kurtuluşuna yararlı olmadan geçirdiğimde, eylemlerimi Baba’ya sunmadığımda, hatta O’nun tasdik etmediği şeyleri yaptığımda, ben Kilise’ye zulmediyorum. İsa’nın sevgisinin karşısında günahkar olduğumu kabul edeceğim ve Kilise’den, yüreğine ve ağzına İsa’nın koyduğu affı vermesini dileyeceğim! Göklerin egemenliği için çalışmaya uygun olacağım!

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Rab’bin Mabette Sunulması

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

1.OKUMA Malaki 3,1-4 MEZMUR 23 2.OKUMA İbraniler 2,14-18 İNCİL Luka 2,22-40

”İşte habercimi gönderiyorum. Önümde yolu hazırlayacak. Aradığınız Rab ansızın tapınağına gelecek; görmeyi özlediğiniz antlaşma habercisi gelecek”. Bunlar, İncil’i dinlemeye ve bugün kutladığımız gizemi anlamaya hazırlayan birinci okumanın ilk sözleridir. Nitekim Olağan Devrenin bu dördüncü pazar gününün liturjisinin yerine Rab’bin Mabette Sunulması Bayramı koyulmaktadır. 

İsa’nın doğumundan kırk gün geçti ve İncil şunu bize hatırlatmaktadır: İlk oğlun doğumundan kırk gün sonra, Yasa’ya uygun olarak kana dokunmadan arınılmış halde anne, oğlunu Allah’a sunmak için Mabedin avlusuna girebiliyordu. Sonra da fidye gibi bir kurban sunarak oğlunu geri alıp onu eve getirecekti. Fakirler, fidye olarak iki kumru ya da iki güvercin sunuyorlardı. Bu, Yusuf’un ellerini işgal ediyordu. Bundan İsa’nın fakir bir ailede doğduğunu bilmekteyiz: O, bundan hiçbir zaman utanmadı, aksine ailesinden fakirlerin mutluluğunu öğrendi!

Mabet ziyaretinin sürprizeleri vardı. İlk oğul ile gelen birçok ebeveynin arasında, Meryem ve Yusuf yaşlı bir adam tarafından işaret edilmektedirler. Bu adam, onlarla konuşmak için onları durdurdu. Bu adamın adı Şimon idi. O, rüyasının gerçekleşmesinden önce ölmeyeceğine olan güvenle yaşıyordu: Halkı kurtaracak kişiyi görecekti! Şimdi çocuğu kendisine vermelerini istedi ve onu kucağında tutarak sevincini haykırdı: İşte, Kurtarıcı O’dur! Şimdi, bu dünyadan ayrılabilirim: Allah duasını kabul etti. O çocuk, sadece İsrail halkı için değil, bütün halklar için ışıktır.

Ayin’in başlangıcında bizler yanan küçük bir mum ellerimizde tuttuk. O, Şimon’nun peygamberliğine katılmamız için bize verildi. Bizler de haykırmak ve güzel haberi herkese duyurmak istiyoruz: İsa Kurtarıcı’dır; O, bizim ve herkesin hayatı için gerekli ışıktır; O’nunla yaşamımız, karanlıkta bir geçiş değil, özgür, sevilmiş ve sevmeye kabiliyetli insanlar gibi mutlu olup coşmak olacaktır.

Meryem ve Yusuf hayran olmaya devam etmektedirler, çünkü bügün bizler de Şimonunki ile aynı coşkuyu yaşamaktayız. Ve de yaşlı adamın oğullarının insanlar tarafından kabul edileceğini, fakat herkes tarafından kabul edilmeyeceğini önceden söylediğinde, Meryen’in ve Yusuf’un hayranlıkları ciddiyete dönüşüyor. Şimon’un sözlerinin gerçekliğini yakında, yıdızlar bilimciler O’na tapınmaya geleceklerinde, Hirodes ve yandaşlarının ise O’nu öldürmek için arayacaklarında görecekler. Ve Şimon, peygamberlik yaparak, devam ediyor: Anne de kendi derinliğinde acının ölümcül kılıcından etkilenecektir. Acısı da, insani yüreklerinin farklılığını açığa götürecektir. Meryem bunu haçın dibinde görecektir: Orada katillerden biri oğlunu aşağılacak, öteki ise O’na tapınarak O’nu sevecektir.

Meryem’in annesinin adını taşıyan yaşlı kadın, Şimon’dan daha çok sevinç yayıyor: Çocuktan bahsedip kendisi gibi Allah’tan kurtuluşu bekleyen olanlara O’nu tanıtmaktan kormamaktadır. Bu; ebeveynler yeniden hayrete düşürüyor, çünkü çocuk, çocuktur: Şimdiye kadar dikkate değer hiçbir şey ne yaptı ne de söyledi. Şimdi Meryem ve Yusuf, melekten ve çobanlardan duydukları gizemli sözlerin en derin anlamını hala anlamamalarına rağmen, bütün bunların kendi hayal ürünleri olmadıklarının ispatını bulmaktadırlar.

Şimon’nun sözleri, çocuktan bize gelecek olan kurtuluşun, çocuğun kendisine acı ve ölüme mal olacağını bize sezdirmektedir. İbranilere Mektup bunu bize anlayabilmeyi sağlamaktadır: Çünkü kendisi sınandığında acı çektiğine göre, sınananlara yardım edebilir”. Biz her gün denemelerden acı çekmekteyiz ve her gün o çocuğun hayatından bize yardım verilmektedir. Dolayasıyla bizim için de Rab’bin evinde gerçekleşmiş karşılaşmalar; sevinç, günlük acılardan kurtulma imkanlarıdır.

Ayrıca Maryem ve Yusuf’a sadelikleri için minnettarız: Onların Musa’nın Yasası’nın bütün detaylarına itaatleri sayesinde bugünkü kutladığımız karşılaşma gerçekleşti. İtaat, sevgisinin güzelliğini ve doluluğunu göstemek için Baba’nın daima kullandığı fırsattır. İsa’nın ebeveynleri itaatleri sayesinde Allah’ın Oğlu’nun insanlığa doğru hizmetine katılmaktadırlar. Onlara da bizler borçlu ve minnattarız.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

Olağan Devre 2. Pazar Günü – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma Yeş. 62,1-5 Mezmur 95

İlk Okuma 1Kor. 12,4-11 İncil Yh. 2,1-12

Çünkü Rab sevincini sende bulacak, ülken de “gelinim” olacaktır”. Bu sözler yenilik ve sevinç peygamberlikleridir. Acı çeken halk teselli olacak, yenilenecek: Allah’ın onu sevdiğinden emin olacak, kanıtı olacak ve yaşamının her şeklinde kutsanacak. Bu peygamberlik Mesih’in gelişiyle gerçekleşir. O, vaat edilen “güveydir”, Allah’ın halkının mutluluklarını gerçekleştirecektir, sevinç ve barış çağı başlatacaktır. İşte bugünkü İncil bize bu sevinç döneminden konuşmaktadır.

Fırsat bir düğün ile çıkar. İsa’nın da annesiyle ve O’nun etrafında toplanmaya başlayan ilk öğrencileri ile davetli olduğu bu düğünde evliler nerdeyse ikinci plandadır. Onların kutlaması İsa’nın kendisini Yeşaya’nın peygamberliğini gerçekleştiren Mesih, halkın gerçek ve tek Güvey’i olarak göstermesi için iyi bir fırsattır. Gerçekten tüm Kana köyünün, hatta tüm dünyanın sevindiği gerçek Güvey, Allah’ın Oğlu ve Mesih, O’dur. Sadece Annesi bunu bilmekte ve O’nu tanımaktadır. Öğrencileri bile O’nun en gerçek ve en derin kimliğinden haberdar değiller! 

Kutsal Yazılarda Allah’ın gelini olarak daima İsrail halkı gösterilmektedir. Fakat o halk; Allah’tan korkan bir halktır, O’na sevgiyle hizmet etmez, varlığından zevk almaz, sözlerini hazine gibi saklamaz ve nerdeyse O’nu unutmuştur. Halkın Allah’a davranma şekli, sadakatsiz bir eşin davranışına benzer, bir eş ki başka yerde zevk arar ve okşamalarını başkalarına verir. Halkta var olan ümitsizliğin ve üzüntünün kaynağı budur: Halk üzgün, mutsuz, çünkü sevildiğinin farkında değil ve sevgisini veremez durumdadır!

Kana düğününde ilk söylenen söz annenin, Meryem’indir. O misafirlerin masasında şarabın bittiğini fark etmektedir. 

Şarap bu kadar önemli mi? Düğünde şarap; sevincin, eşlerin yaşamları için kutsamanın işareti ve kaynağıdır. Şarabın olmadığını söyleyerek Meryem, sevincin olmadığını söylemek istedi. O; gerçek şarabın, Allah’ın ve insanların sevincinin İsa olduğunu anladı. O var olmakta, fakat ne bilinmiş ne de tanınmıştır. Biz Anne’nin dikkatini anlamaktayız. Tüm halkın sevincinin eksiği var, tam da çünkü Allah ile ilişkisi sevgisizdir; bu, İsa’dan verilecektir. Mutlaka Meryem bu yöne daha çok önem vermektedir. Oğul bunu anladı.

Saatim daha gelmedi” söyleyerek “gelin” için, yani halk için yaşamını verme zamanının gelmediğini söylemekte. Şimdi kendi düğününün “saati” değil; o saat, acılarının ve ölümünün saati olacaktır. Küplerde yıkanmak ve temizlenmek için toplanan sudan yapılan yeni şarabı sunarak İsa, Allah ile ilişkimizin yüzeysel değil, içsel olması gerektiğini anlatmaktadır: O zaman ilişki bize sevinç, birlik ve neşe verecektir!

İsa; seven ve gerçek sevinç kaynağı olan Baba’ya karşı gerçek sevgiyi doğuran, gerçek güveydir. Biz de öğrencileriyle birlik olup O’na iman ediyoruz, O’nun üzerine sevgi Allah’ına imanımızı inşa ediyoruz. Sevgi olan Allah, ikinci okumada okuduğumuz gibi, gelinini güzelleştiren ve çekici kılan mücevherler gibi armağanlar ve erdemlerle kuşatır. Ve Gelin herkesi kendine çekerek onları İsa’ya getirir, barış ve birlik Gizem olur. Ve İsa yüreğin sevinci ve tesellisi olan gerçek şarabı vermeye devam ediyor. 

Böylece İsa Allah’ın Kendisini göstermesini, yani Allah’ın tüm dünyaya beslediği sevgisini göstermeyi tamamlamaktadır: Bu gösterme, önce çobanlar, sonra yıldız bilimciler, sonra da Ürdün nehrinden çıkan günahkarlar için gerçekleşti!

Kana’da gösterilen sevinç, Allah’ın sevinci, peygamber tarafından ilan edilmiş sevinçtir: “Güvey gelinle nasıl sevinirse, Allah’ın da seninle öyle sevinecek”.

P. Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it

İsa’nın Vaftizi Bayramı – C Yılı

Litürji

Kutsal Kitab’ın Okunması

İlk Okuma Yeş. 40,1-5.9-11 Mezmur 103

İkinci Okuma Titus 2,11-14; 3,4-7 İncil Lk. 3,15-16.21-22

Yeşaya halkın köleliğinin sona erdiğini ilan etmektedir; bu, yüksek yerlerden bağırılması gereken bir haberdir: Allah kendi gelmekte, ödülü getirerek sürüsüne özen gösteren bir çoban gibi gelmekte! Bu, Yahudi halkının teselli edilmesi için gereken sözdür, tarihin her çağında her halkın duymaya ihtiyaç duyduğu teselli sözüdür. Bizim de bugün ihtiyacımız olan sözdür. 

Kaç kişi bağımlı yaşamakta, çeşitli efendiler tarafından yaşamak istediklerinden başka şekilde yaşamaya zorlanmaktalar! Buyurmak isteyen efendiler; modalardır, ideolojilerdir, televizyonlardaki terbiyesiz konuşmalardır, komşuların, iş arkadaşlarının ilgisiz, meraklı, yüzeysel bakışlarıdır ve bunlardan da kötüsü, egoizmle beslediğimiz arzularımızdır. Bu efendilerin hükmü altında, özgürce seçilmiş bu kölelikte ne kadar acı ve hüzün var! 

Müjde getiren sen, sesini yükselt!”. Maalesef Rabbimiz İsa’nın yaşamımıza girdiğinin, günahlarımızdan kurtardığının, gözlerimizi açarak herkesle barış ve birlik yolunu gösterdiğinin iyi haberini hafif sesle söylemeye, hatta söylememeye bile alışığız. ”Sesini güçle yükselt” diyor bize Yeşaya. Bunu Vaftizci Yahya gerçekleştirdi.

Yahya gerçeği söyleyerek kendisinin sadece herkesin yüreğinde beklediği kişinin gelişini hazırlayan biri olduğunu bildirir: İçimize gelerek sevinç ve sevgi ateşi yakacak Kutsal Ruh’u bize verebilecek tek kişi İsa’dır. 

İşte İsa! O’nun Kendisi gelmekte! O da Yahya’yı dinleyip vaftiz oluyor. Biz O’nun, günah, kibir, şiddet, cinsel sapkınlıklar, hırsızlıklar, cinayetler, küfür, sihir ve kandırmalarla dolu insanların indikleri suya inişinde büyük bir alçakgönüllülük görüyoruz. 

“Sen, İsa, o suda ne yapıyorsun? Sen bizim kibirimizle ve egoizmimizle lekelenmedin, sen hiçbir zaman bizim işlediğimiz günahları işlemedin, yıkanmaya ihtiyacın yok. Yahya’nın elinin altında ne yapıyorsun? Niçin bizim kirlettiğimiz suya giriyorsun?”

İsa sessiz; üzerine bir yığın kötülük, acı, intihar, cimrilik, haksızlık, aldatma, yalan, zina ve cinsel sapkınlık, kibir ve kendini beğenmişlik saklayan iyi eylemleri de yüklenmektedir. O bize cevap vermemekte: Çok ağır bir haç taşımaya başlamakta, her birimizin taşıması gereken haçı o taşımakta!

Bize cevap veren, Baba’dır: Göklerden, sessizliğinden… O, ilk önce göğü yararak bize cevap vermektedir. Bunu “Keşke gökleri yarsan da insen!” diyen bütün halkın haykırışı diliyordu. Sonra da İsa’nın üzerine güvercin şeklinde, Kutsal Ruh’u yollamaktadır. Bu güvercin, Nuh’unkindeki gibi, Allah’ın dünyaya verdiği hayatın nerede bulunduğunu gösteriyor: İnsanlar için hayat İsa’dır. Baba İsa’dan hoşnut, çünkü O bu anda her insanın işlediği ve kimsenin onarmadığı günahların yükünü üzerine almakta. 

O suya inerek İsa o kadar büyük bir sevgi eyleminde bulunmakta ki, Baba’nın Kendisi bundan duygulanmakta. Gerçekten İsa o eylemi gerçekleştirerek sanki şunu söylemiş gibi: “İman ve sevgi nehrinin suyunu bulandıran günahların hak ettikleri cezaları bana ver, Baba! Kendimi sana sunarak ben onları onaracağım”. İşte, her insanın kurtulmasını isteyen Baba İsa’da kendi sevgisinin büyüklüğünü ve tamlığını görüp şöyle demekte: “Sen gerçekten benim Oğlumsun, Bana benzemektesin, senin sevgin, benim sevgimdir!”.

P.Vigilio Covi

Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it