
3ème Dimanche de Carême
3rd Sunday of Lent
3ª Domenica di Quaresima
CET - Katolik Ruhani Reisler Kurulu
Türkiye Katolik Ruhani Reisler Kurulu -|- Թուրքիոյ Կաթողիկէ Եպիսկոպոսներու Համաժողով -|- Conférence Episcopale de Turquie -|- Conference of Catholic Bishops in Turkey -|- Conferenza Episcopale Turchia -|- مؤتمر الأساقفة الكاثوليك في تركيا
3ème Dimanche de Carême
3rd Sunday of Lent
3ª Domenica di Quaresima
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma Çık 3, 1-8. 13-15 Mezmur 102 2.Oku 1Kor. 10, 1-6. 10-12 İncil Lk. 13, 1-9
Kötü haberler İsa’yı korkutmamaktadırlar. O, dünyada acı çektiren birçok olayın meydana geldiğini biliyordu, olaylar ki bizi korkutuyor ve yüreğimizde soruların doğmasına sebep oluyor. Birçok kere ölüm korkusu ve günahımız içimizde öyle sorular doğuruyor ki, bunlara cevap vermek için insanları, bazen da Allah’ın Kedisini bile yargılayarak denenmekteyiz. Niçin bu afetler? Bunlar ceza mı? Kim bunları hak etti? Allah nasıl bu kadar adaletsiz ki, suçsuz çocukların acı çekmesine izin veriyor? Allah niçin kötüleri ve şiddet kullananları durdurmuyor?
Bu sorular ve cevaplar insana huzur vermeyen başka sorulara sebep oluyor. Pilatus Yeruşalimdeki tapınakta kurban sunan bazı insanları öldürttü: Allah böyle ölmelerine izin vermesi için kim bilir onları hangi suçları için cezalandırdı! Onlar Celileli idi, sapkındılar! İsa, aynı soruyu kulenin altında kalıp ölenler için de yaptı, onlar sapkın değil, Yahudiler, hatta kutsal Yeruşalim’in sakinleri idiler! Bu sorular geçmişe bakmaya alışık olduğumuz için aklımıza da gelmektedirler: Geçmiş, bildiğimizi zannettiğimiz tek gerçektir! Ama Allah bize saklı olanı da bilmekte, geleceği de bilmekte: İsa bunu biliyor bunun için sadece O’nunla birlikte yaşamadığımızda başımıza gelebileceği göz önünde tutarak cevap vermekte. Biz başkalarını yargılayamayız, sadece onlara karşı vermek istediğimiz yargıyı kendimiz hak etmemeye dikkat etmeliyiz.
“Tövbe etmezseniz, hepiniz aynı şekilde öleceksiniz”. Alışık olduğumuz şekilde, zevk verici olanı ve içgüdülerimizi izleyerek, yaşamaya devam edersek, yaşamımızın sonu da bir ceza, bir felaket olacaktır. Öldürülenlerin ölümü ve yıkıntıların altında kalanların ölümü bizim için bir uyarıdır. Biz onların yaşamını yargılamıyoruz, ama bizimkine dikkat ederiz.
“Tövbe etmezseniz…”: bizim yaşam değiştirme şansımız var! İsa’yı kabul edebiliriz ve her şey değişiyor: yaşam, ölüm anı dahil yeni bir hedef, yeni bir anlam kazanacak. İsa’yı kabul etmekle yaşamımız Allah’a şan verecek, O sevinecek çünkü acı çeken ve acı çektiren insanların kurtuluşunun planı için işbirliği yapacağız.
Yanan çalılıktan gelen ses aracılığıyla gerçekleşmiş Musa’nın çağrısı İsa’nın gelişi ve varlığının amacını sezmemizi sağlamaktadır: Musa’nın halkı kölelik acısından nasıl kurtarması gerekiyor idiyse, İsa da aynen hepimizi insanlığı ezen günahın köleliğinden ve acısından kurtaracaktır. Ve de Musa’nın yardımcılara ihtiyacı olduğu gibi, aynen İsa da yardımcılar istemekte. Bunun için bizler sadece kurtuluşu, sevinci, yeni yaşamı kabul ederek kalmayıp, kendimizi Rabbin hizmetine sunmaktayız. O’nun iyiliğimizi ve mutluluğumuzu istediğini, bizi sevdiğini ve Kendi sevgisine katılmaya çağırarak, yaşam doluluğuna erişmemizi sağladığını hatırlayarak çağrılarına cevap vermeye hazırlanalım.
Allah halkının tarihinde tüm yaptıklarının amacı bize İsa’nın kim olduğunu belirtmektir. Geçmişin olaylarını bu şekilde okumalıyız: bulut, deniz, man, içinden su çıkan kaya sadece ölen ve dirilen İsa’nın ışığında anlaşılır olmaktadır.
Biz daima zayıfız ve O’na ihtiyacımız vardır: bunun için O’na daima bağlı kalalım yoksa boşluğa düşeriz. Havari şöyle diyor: “Ayakta kalabileceğini zanneden, düşmemeye çalışsın”. Eğer ayakta kalırsak, yani imanda canlı olursak, imanımız çok kişi için yaşam ve sevinç kaynağı olacaktır: ‘yaprakların’, yani birçok boş şeyin arasında kendi mutluluğunu arayanlar, bizim İsa’ya bağlı olmamızın doğurduğu tatlı gıdayı, ‘meyveyi’ bulacaklardır!
Bu Jübile Yılında tövbe etmemiz daimi ve sabit olacaktır: İsa ile ve İsa için yaşayacağız öyle ki içimizde O’nun Kendisi mevcut olsun ve hayatımızı Kendisini gösterip onu maddeciliğin kaybolma tehlikesinde olan kardeşleri kurtarmak için kullanabilsin.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
2ème Dimanche de Carême
2nd Sunday of Lent
2ª Domenica di Quaresima
Kutsal Kitab’ın Okunması
1.Okuma Yar. 15, 5-12. 17-18 Mezmur 26 2.Okuma Filip. 3, 17-4,1 İncil Lk. 9, 28-36
Bugünkü okumalar, İbrahim’in tecrübesiyle İsa’nın üç havarisinin dağdaki tecrübesini birlikte bize verir. İbrahim Allah’ın nezdinde bulunmanın tecrübesini yaşar ve O’ndan çok kalabalık bir nesle sahip olacağı müjdesini alır, sonra bazı hayvanları kurban ederek O’nunla bir antlaşma yapar.
Üç havari de İsa’nın duası esnasında Allah’ın varlığını tecrübe ederler: bunlar ilahi vaatler değil, ama öğretmenleri İsa’da Baba’nın insanlık için kurtuluş ve sevgi planlarının gerçekleştiğini anlarlar. Bu plan Rabbin yaşamını sunarak kurban olmasıyla gerçekleşecektir. Bu İsa, Musa ve İlyas’ın konuşmasının konusudur!
İsa dağa çıktı, Musa’nın Sina dağına, İlyas’ın Horev dağına çıktığı gibi. “Dua etmek için”, yani Baba ile karşılaşmak için oraya çıktı. Duası gerçek, yani Baba’nın sevgisine ve sevginin isteğine gerçek bir dalmadır, bunun için gerçek, sevinç ve güzellik göstergesi olarak yüzü ve kıyafetleri bile aydınlanıyor. Gerçekten de Allah’ın isteğine giren O’nunla bir bütün olmaktadır. Sadece Oğul, Baba’nın isteğini tam olarak aynı sevgisiyle kabul edebilir böylece tam ve mükemmel olarak onu gerçekleştirmektedir.
Havarileri örten ışıklı buluttan çıkan ses, onlara uykuda ulaşıp yaşamakta oldukları gizemin, onlara anlayışını sağlamatadır. İsa; Allah tarafından Oğlu olarak, dolayısıyla tüm halklar için kral olarak – ikinci Mezmur’da okuduğumuz gibi -, ilan ediliyor. Krallık kimliği, dünyaya Baba’nın ilahiliğini görünür ve somut şekilde getiren Mesih’e özgüdür! O aynı zamanda babasıyla dağa çıkan ve kendisinin kurban edilmesi için odununu taşıyan İbrahim’in oğlu gibi “en sevgili” Oğuldur. İbrahim’in oğlunun yerine bir koç kurban edilebildi, çünkü o Allah’ın Oğlunun sadece görüntüsü idi; İsa’nın yerini ise hiçbir şey ve hiç kimse alamaz: O kendi bedenini ve kendi kanını vermek için kendini sunuyor, bu Allah’ın yaratıklarını sevmek için gerçekleştireceği kurtuluşun tek kurbandır.
İsa’nın yanına üç havarisini almış olması bizlerin O’nun duasına ve şanına, ayrıca sunuşuna ve haçına katılmamızı istediğini göstermekte. Yanına sadece üç havari almış olması da, Kilise’de herkese ayrı vazifeler ve roller düşündüğünü de belirtmekte. Tüm Kilise Baba’nın sevgisinden faydalanmakta ve İsa’nın sunuşunu paylaşmakta fakat herkes Kilise’de kendi çağrısına göre görevini yürütmekte. Kilise’de de her birey kendi kişiliğiyle, farklı şekilde İsa’nın giysilerini ve çehresini parlak gösteren ışığı yansıtmakta.
Bunun içindir ki havari Pavlus imanlılara şunu yazarken kendisini ve diğer Hristiyanların davranışlarını örnek olarak göstermiş: “Kardeşlerim, hep birlikte beni örnek alın ve size bıraktığımız örneğe göre yaşayanlara dikkatle bakın”.
Keşke hepimiz aynı şeyi söyleyebilsek! Gerçeten böyle diyebilmemiz gerekir. Daima yüreğimizde İsa’nın duasıyla yaşamamız gerekirdi: o zaman ışığı üzerimizde de parlayacaktı. Yüreğimizde İsa’nın duası ile devamlı olarak yaşamak, kendimizi Baba’ya sunma ve O’ndan kurban olarak kabul edilme kararlı isteğini beslemektir.
Duada yaşadığımız zamanlar İsa’nın ışığı yüzümüzü aydınlatıp kardeşlerimize karşı sevimli kılacaktır. Dua bizim için Allah ile karşılaştığımız dağdır: biz kendimizi sunuyoruz ve O bizi değiştirerek, bizi O’nun varlığını tanımaya ve tatmaya daima ihtiyacı olan dünya için bir armağana çeviriyor. Baba bizden sevgili Oğlu İsa’yı daima dinlememizi istiyor bunun için buluttan gizemli sesini yankılatıyor: “O’nu dinleyin!”.
İsa’nın sözleri duada olduğumuz ve Baba’ya ait olmak istediğimiz zamanlar bize ulaşacaklar! O zaman o sözler bizleri gerçekten itaatlı kılacaktır, o kadar ki bizler itaatli olan İshak’a ve gerçek her kurban ateşi gibi kutsal ve ışıklı Allah’ın Oğlu olan O’na benzereceğiz.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
1er Dimanche de Carême
1st Sunday of Lent
1ª Domenica di Quaresima
Kutsal Kitab’ın Okunması
1. Okuma: Yas Tekr 26,4-10 Mezmur: 90 2.Okuma: Rom 10,8-13 İncil Lk 4,1-13
“Her kim Rabbin adını yardıma çağırsa, kurtulacaktır”: Bu sözlerle havari Pavlus ümidimizi canlı tutuyor ve huzurumuzu koruyor.
“Rabbin adını yardıma çağırmak” ne demek? Bu; bekleyişimizi insanlara, önemli kişilere veya dünyevi şeylere, kendi becerilerimize de bağlamamaktır. Rabbin adına yalvarmak, geleceğimizin garantörü olarak, en derin arzularımızın amacı olarak sadece O’nu aramaktır. Bundan önce aziz Pavlus şöyle yazıyordu: “İnsan yürekten iman etmekle aklanır, imanını ağzıyla açıklamakla da kurtulur”.
Kurtuluş, armağan ve lütuftur: Armağan olması otomatik olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Kurtuluş herkes için değil, ama iman eden ve imanını belirten herkes içindir. İman etmek, yürekte İsa vasıtasıyla tanıdığımız Baba’ya güvenmektir. İman eden, dolayısıyla yaşamını Baba’ya teslim etmek için İsa’ya tam güven veren “aklanır” yani doğru yerde, Baba Allah için evladın yerinde bulunur. Yüreğinde imanı saklı tutan kişi evet, aklanır, fakat dünyevi ayartmalardan uzak, insani zayıflıklardan, düşmanın etkilerinden muaf değildir.
Bunun için havari bize bir adım daha önermekte. Kurtuluşu tatmak için bulunduğumuz durumu, Rab’bimizden utanmadan, belirtmemiz gerekiyor: “İmanını ağzıyla açıklamakla kurtulur”. İmanımızı kalabalıkta belirttiğimizde kendimiz daha güçlü, ayartmalardan daha korunmuş oluruz ve ayrıca İsa’nın bizden utanmamasını, Baba’nın önünde bizim için tanıklık yapmasını sağlarız. Gerçekten İsa şöyle dedi: “Kim insanların önünde beni tanırsa, ben de onu Göklerdeki Baba’mın önünde tanıyacağım”! Kurtuluşun gerçekten çifte bir gelişmesi de vardır: göklerde ve yeryüzünde!
Bugünkü İncil denenmelerden kurtulmaktan bahsediyor: İsa açıklıkla Allah’ın Sözünü hatırlatıyor ve böylece şeytan O’ndan uzaklaşıyor. Şeytan; İsa’nın, Söze kararlı uyması ile Baba’ya itaati sayesinde gösterdiği alçakgönüllülüğüne dayanamıyor. Elbette bu Sözler Allah’ın Oğlu olan Kendisinden çok daha önemsiz kişiler tarafından yazıldı, ama O, yine de kıskançlık veya üstünlük hissetmeden o sözleri kabul ediyor.
Denenmeler anlatımında şu göze çarpar: İsa alçakgönüllüdür! Tersine ayartıcı Şeytanın kendi öz kibiri göze çarpar, bu kibir şeytanı asiliğe iter. Asilik, ”Sen kendin yap!” diyen sözlerde saklanır. “Allah’ın Oğlu isen… kendin karar ver!”. İsa ise şöyle cevap veriyor gibidir: Oğul isem, karar vermeyi Baba’ya bırakıyorum, O’na, O’nun kesin ve ekmekten daha besleyici Sözüne güveniyorum. İsa; bu dünyada hacı ve yabancı olan, kendini verdiği sözü tutan, hayal kırıklığına uğratmayan Allah’a emanet eden, İbrahim’in kat ettiği yola devam eder ve mükemmelleştirir.
Bizler daima çok uyanık olacağız, çünkü ayartıcı en kutsal yerlerde bile var olabilmekte. Gerçekten de o, çölde İsa’yı mabedin en güzel yerine götürdü. Sevginin kutsal emrini de kullanabilir: çölde sevginin Allah’ının Oğlu olan İsa’ya insaların arasında kralın yerini almayı önerdi. İsa ise insanları insani yöntemleri kullanarak değil, Baba’ya itaat ederek sevecek. Ve Baba’nın isteyeceği zamanda, Kendisine Ondan verilecek otorite ile, insanları haçta sevecektir.
Bizler Rabbimiz İsa’nın adına yalvaracağız ve bizi günaha teşvik eden ayırtıcı bizden uzaklaşacaktır. İsa’ya olan imanımızı belirtelim: o zaman kurtuluşu tatmaya başlayacağız da!
İlk okumadan duyduğumuz gibi imanımız, bizim en değerli olanımızı Allah’a sunduğumuzda açığa gelir. O’na bağışlayabileceğimiz en değerli hazine hangisidir? Kesinlikle hayatımız, yüreğimiz, içimizde sakladığımız en derin istek! Bu zenginlikleri Baba’ya sunmaya, tapınma denilir: ”Allah’ın olan Rab’be tap, yalnız O’na kulluk et”’. İnsanın ayırtıcısı, Allah’ın yerinde kendisi tapınılmayı ister ve Allah’ın önünde ayaklarına kapanmamıza dayanmaz. Bunun için bizler bunu sık sık yapacağız öyle ki şeytan yorulup bizden uzakta kalsın.
Biz, İsa gibi, Allah’ın evlatlarıyız bunun için Baba’mızın ve Rab’bimiz Mesih İsa’nın dışında hiç kimseye dikkatimizi vermek istemiyoruz. O’nunla birlikte daima galip olacağız, çünkü O’ndan alçakgönüllülüğü ve Baba’ya güven ile teslim olmayı öğreneceğiz.
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
Dimanche, 8ème Semaine du Temps Ordinaire
8ª Domenica del Tempo Ordinario
8th Sunday of Ordinary Time
Kutsal Kitab’ın Okunması
İlk Okuma Sirak 27,4-7 Mezmur 91
İkinci Okuma 1Kor. 15,54-58 İncil Lk. 6,39-45
Birinci okumanın sözleri kolay ve inandırıcıdır. Yazar ayartmaya karşı bize yardım etmek için anlaşılır örnekler kullanmaktadır. İşte o şöyle başlamaktadır: “Kalburu çalkalayınca geriye çerçöp kalır, aynı biçimde bir insan konuşunca kusurları belli olur”. İçimizdeki ve çevremizdeki her şey Rab’den gelmiyor. Gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri Rab’bin Sözünün ışığında ayırt etmeliyiz. Yoksa aldatmaya ve denenmeye düşebiliriz. Şu da söylenmektedir: “Bir insanı konuşmadan övme, çünkü onu sınayacak olan sözleridir”.
İsa da benzer örnekleri alıp onları öğrencileri için kullanıyor: Bir kör başka bir köre rehberlik yapar, hiç görmeyen biri küçük kusurlu gören başkasını düzeltmek ister, bir kötü adam iyiliği öğretmek ister.
Kim kördür? Allah’ı görmeyen, İsa’yı Allah’ın Oğlu olarak tanımayan, Rab’bin okulunda öğrenmediğinden Rab’bin isteğini anlamayan kördür.
İsa’nın öğrencisi, Öğretmeninin okulunda hazırlanmış olanın yardımını aramalıdır. Öğretmek için, öğretme isteği yetmez, önce hazırlanmak lazım. Bütün öğretenleri dinleme! Dikkat et! İsa’nın okulundan bir insanın gelip gelmediğini ayırdet!
Doğru bir biçimde yani Peder’in gözleriyle, O’nun görüp, istediği gibi olayları görmek için hepimizde engeller var. Kendi gözlerinde bir çöp var olduğundan bir kardeşimiz ağlarsa, ona yardım etmek ilahi bir eylemdir. Fakat ilk önce kendimizde engeller var olup olmadığına bakmamız gerekiyor. Kendi kendimize: “Acaba bende Allah’ın Sözünün bilgisizliği, önyargılar, üstünlük duyguları, kızgınlık, gurur mu var?” diye soracağız. Biz de, ihtiyaç duyduğumuzda, sadece Rab’bin okulundan gelenden, orada olgunlaşandan, alçakgönüllü olandan, İncil’den öğrenenden ve bizi İncil’i yaşamaya götürmek isteyen kişilerden yardım dileceğiz.
İyi ve kötü insanlar, yani İsa’ya bizi yaklaştıran ve O’ndan bizi uzaklaştıran insanlar var. Hangileri bize gerçekten yardım edecekler? Hangilerini dinleyeceğiz? Kesinlikle İsa’nın yanında olanları ve bizi O’na yaklaştırmaya yetenekli olanları. Onların sözü bizim için de gerçek bir yardım olacaktır. Rab’den uzak olan kişi ise bize kurtuluşu veremez. Çünkü Peder’in verdiği tek Kurtarıcı İsa’dır. Böylece ayırdedersek, dış görünüşler bizi aldatamayacak.
İyi meyve yalnız iyi insanlardan gelir. Ve iyi insanlar İsa’ya ait olanlar ve O’nun öğrettiği gibi yaşayanlardır. Biz de başkalarına yardım etmeden önce İsa’ya imanımızı güçlendireceğiz ve O’nun Sözünde kendi kendimizi eğiteceğiz.
Aziz Pavlus başka iyi bir düşünceyi bize vermektedir: “Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır. Allah’a şükürler olsun! Rabbimiz İsa Mesih’in aracılığıyla bizi zafere ulaştıran O’dur”. Dünyada egemen olan günah daima bir tehlikedir: Bizleri iyi insanlardan kötü insanlara dönüştürmektedir! Günah, Yasa’ya, vani Allah’ın Sözüne itaatsizlikten gelir ve meyve olarak ruhani ölümü, yani Baba’dan ve İsa’dan uzaklığı getir. Onu nasıl aşabiliriz, onu nasıl yenebiliriz, ondan nasıl hür olabiliriz? Sadece günaha düşmemeye dikkat etmekle yetinmeyeceğiz, devamlı olarak Rab’bimizi ve Öğretmen’imizi kabul etmeye çalışacağız. O, ölümden dirildi bunun için ölümden bile korkmayacağız. Günahın meyvesi olan ölüm, İsa’nın dirilişiyle zararsız kılındı. Bu yüzden zor olsa da- zaten bu tür bir zorluk daima yararlı olacaktır- dirilmiş İsa’da sarsılmadan kalacağız! Alleluya!
P. Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it
Dimanche, 7ème Semaine du Temps Ordinaire
7ª Domenica del Tempo Ordinario
7th Sunday of Ordinary Time
Kutsal Kitab’ın Okunması
İlk Okuma 1Sam 26,2.7-9.12-13.22-23 Mezmur 102
İkinci Okuma 1Kor. 15,45-49 İncil Lk. 6,27-38
Kral Saul’un Davud’a karşı olan düşmanlığı, açıklanamaz bir kıskançlıktan kaynaklanıyordu ve gerçekten kötü bir duruma gelmişti. Bu durumda Saul’un danışmanları bile onun düşmanlığını kabul etmeleri gerekiyordu, yoksa krallarının öfkesine maruz kalabilirlerdi.
Davud, kralı için dev Golyat ile savaşarak yaşamını tehlikeye atmıştı, arp ile müzik yaparak Saul’u kötü bir ruhtan kurtarmıştı. Buna rağmen hep tehlikede olduğunun bilincindeydi.
Bugünkü Samuel’in kitabından okuduğumuz olay bizi hayrete düşürmekte. Davud, Saul’e karşı kin beslemiyor ve onun gösterdiği tehlikeli minnettarsızlık için gücenmiyor. Kendini koruma ve öç alma imkanı olmasına rağmen yapmıyor. İmanı kendi doğal duygularından güçlüdür. İman onu yöneltiyor: Sabit, emin bir iman. Davut, imanından, yani güvenini kurduğu o Allah’tan, emin olmayı almaktadır.
O, düşmanı olan krala saygı duyuyor ve onu koruyor, çünkü kötülüğe kapılmasına rağmen o, Allah’ın kutsadığı biridir. Bu sebepten Davut onu yaralamak veya incitmek istemiyor, hatta kralın düşmanlığının yersiz olduğunu anlamasına yardımcı olmak için elinden geleni yapıyor.
Bu sayfayı okumak çoğumuza faydalı: Onu sık sık gözümüzün önünde tutmak bize iyi gelecekti; İsa’nın eğitimini kabul etmemize hazırlamaktadır.
“İyilik yapın, kutsayın, dua edin!”. Bunlar kutsal sözler, tüm iyi insanlardan beklediğimiz tavsiyeler. Ama kime iyilik yapalım? Kimi kutsayalım? Kimin için dua edelim? İsa yeni bir yaşam şekli başlatmakta, bu bizi hayrete düşürmekte: O’ndan düşünemediğimiz sözler dinliyoruz.
Bizden nefret edenlere mi iyilik yapmak? Bizi kötüleyenleri mi kutsamak? Bize kötü davrananlar için mi dua etmek? Kötülüğe iyilikle mi cevap vermek? Bu, konuşmanın özü; bize gelen ve bize acı çektiren kötülüğe karşı sevgi, iyilik ve kutsama ile cevap vermek! Kısaca şöyle deyebiliriz: İnsanların yaptıklarına değil, daima Allah’ın yapmakta olduğuna tepki göstermek; O, daima bizi sevmektedir. Bu sevgiye daima cevap vermeyi becerebilecek miyiz?
Eğer bize yapılan kötülüğe bakıyorsak, bu mümkün olmaz, hiçbir zaman olmaz. Doğal reaksiyonlarımız başka yöne gider. Rabbimizin işaret ettiklerini takip edebilmemiz için Baba Allah’ın arzularını gözümüzün önünde tutmalıyız. Baba Kendisine acı veren çocuklarını da sever- bunu Kaybolan Oğul Simgesinden bilmekteyiz-. Bize acı çektirenler sadece bize acı çektirmekle kalmıyor, ilk önce Baba’nın yüreğine acı verirler. O, bütün çocuklarının yüreğinden kötülüğü söküp atmak isterdi.
Kim kötülük yapıyorsa Düşmanın, Kötünün emri altındadır. Söven ve lanetleyen, düşman olan Şeytanı takip etmektedir ve onun tarafından yakalandığı için acı içindedir. O kişinin kurtarılmaya ihtiyacı vardır, kardeşlerinden daha da zarar görmemeli. Ayrıca, kötülük yapan kardeşime kötülükle cevap verme içgüdüsüne değil, Baba’nın onu kurtarmak arzusuna katılırsam, Baba’nın acısını dindiririm.
Aziz Pavlus, bizim sadece Adem’in evlatları olmadığımızı söylediğinde bize yardımcı olmaktadır. Bizler sadece yeryüzü varlıkları değiliz, ama “yaşam veren” yeni Adem’in yaşamına katılmaktayız. Eğer Allah gerçekten içimizde ise bizler de kardeşlerimize yaşam veririz: Günahkar olduklarından dolayı bunların daima yukardan, Baba’dan gelen, bize de bağışlanmış olan saf sevgiye ihtiyaçları vardır.
O merhametli sevgi ki bizi, tam da O’nun gibi daima ve her zaman sevmemizi sağlayan Allah’ın çocukları olarak, O’na benzer kılar. “Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun!”: Bizler Allah’ın bu arzusunu daima gerçekleştirmeye çalışacağız.
P.Vigilio Covi
Sorelle Fraternità Gesù Risorto – Konya
miriam@cinquepani.it